Kendimi hiç bir zaman toplumun bir bireyi olarak hissetmedim. Yada daha düzgün bir deyişle, insanların doğru kabul ettiklerini ben asla kabul etmedim. İlköğretim öğrencisi iken sınıf arkadaşlarım sınıfta dövüşürdü, ben kitap okumayı tercih ederdim. Sonra onları öğretmene söylediğimde suradıma yayılan kuş rahatlığı ifadesine sahip olduğumu asla anlayamadım. Bir çocuk hiç mi futbol oynamayı sevmez, hiç mi dövüşmez? Ben kimseye omuz attığımı bilmem. Ortalıkta dolaşan tek tip insanlar tarafından hep dışlandım, kimseye huzurla sarılamadım.
Sürekli evde oturmaktan dolayı aldığım kilolar sebebi ile eleÅŸtirildim, sokakta gördüğüm büyüklere merhaba dediÄŸim için arkadaÅŸ aralarında ” I. Edward” lakabını aldım, günlük tuttuÄŸumda “karı” oldum, yazdığım 200 sayfalık el yazımı kitap, arkadaÅŸlarıma sunulduÄŸunda ” burnu havada” oldum, kitap çöplükte fareler tarafından yendi…
Sürekli insanların saygısını edinmek için uÄŸraÅŸtım, ailem tarafından neredeyse kusursuz yetiÅŸtirilmemden dolayı etmediÄŸim küfürlerden dolayı oyunlara alınmadım. Nefret ediyorum bu geri kalmışlıktan, sabit fikirlilikten. Adım çıkmış dokuza inmez sekize. Sadece bana karşı yapılan bir ÅŸey deÄŸil bu, dul kadın dışarı çıkamaz, bir kere adı kötüye çıkan asla iyi olamaz, saçları uzatan artisttir vb. “kurallar” herkesce dikkate alınıyor. Sanki İran’da yaşıyoruz, bir kız mini etek giyse asılacak!
Birde ÅŸu Amerikalıların Türklerin koktuÄŸu hakkında söylediklerine deÄŸinmek istiyorum. Evet kokuyoruz, belki tenimizden kokmuyoruz, ancak çürümüş kalıplaÅŸmış fikirlerimizden dolayı kokuyoruz, kirleniyoruz. Hani sürekli geliÅŸen bir Türkiyeden bahsediyoruz ya bu geliÅŸmiÅŸ Türkiye, halkın zihnindeki tabular yıkılmadan asla var olmayacak, asla…
-asla-









